Köyden kırsaldan organikten az çıkın hele de ilerde oynayın işimiz gücümüz var bizim. Köyü temizleyecez az kaçılın tozunu alalım. Size gözleme-ayran yapmaktan ineklerimiz kurudu. Turizm diye diye köyümüzü akıllı telefon doldurdunuz konu komşuyu akrabayı dostu ihmal ettik. Heykelcikler var bakın az ötedeki köyde. Onlardan alın evinize götürün sevin okşayın. Heykelcik ne aşağılayıcı bir isim. Heykelin cik ciki. Sümkürdüğüm mendil iki saattir elinde. Ne yapıyorsun onunla. Aha Rorschach testi yapıyor tatak ve sümüklerimle. Bırak la sümüğümün simetriğini. Köşede bir kız ağlıyor. Sevgilisinden ayrılmış. Ayrılıklar psikiyatristlerin ekmeğidir. Kızlar erkekler birbirinden ayrılmasaydı psikiyatristler nereden ekmek yiyecekti. Onlar da ekmek yiyebilsin diye ilişkiyi icat ettik. Devrim niteliğinde. Gelin size çift kaşarlı tost basayım. Çift kaşarlı tost yalanı. Hayatımızın hikayesi. Haha. Lan olm kaşarlı deseniz azcık koklatıyorum içine o kadar. Tek kaşarlı tost yiyenlerden kimler kaldı. En son 1988'de tek kaşarlı tost istemişlerdi. Heyhat. Periyodik olarak ses çıkaran organlar. Ağız burun nefes borusu. Çok acayip lan. Yorulur onlar da. Onların ki de can. Konuşmak yani iletişim deyorlar buna. Evrim bu tuhaf şey. Geğirikten, böğürükten geldiğimiz yere bak oturup uzun uzun konuşuyoruz tartışıyoruz agalar. Bak herkes bize bakıyor ne ayıp. Kendi kendine konuşuyorsun. Sonra millet ne der. Abi aslında 5 maça sistemli oynayacaksın der. Hepsi milyoner bir ben keriz. Biz eskiden kuyuya atlayıp intihar ederdik şimdilerde moda AVM'de üst katlardan atlayıp intihar etmek. Ne kadar da moderen şeyler bunlar çağı yakalayamadık sağdıçlar. Biz burada yabancıları sevmeyiz. Snıff snıff. Benim nerem yabancı ya la. Ben kendime çok tanıdığım. Ben baya tanıyorum beni. Baya baya hem de. Enseye şaplak göte parmağız biz kendimle. 7/24 beraberiz yalnız yapıştı yakama sabah akşam benimle. Sen genç ne yaparsın? Üniversitede okuyorsun ha. Çok güzel çok güzel. İlerde hangi tip köleliği seçeceksin yavrum? Bilgiye tapıyorsun seni anlıyorum. Yer çekimi kuvveti elma armut güzel şeyler bunlar. Ateşi oksijensiz bırakırsan evet söner. Fakat bu bilgiye tapmıyorum. Köyler arası otobüslerde kadınlara yer vermem. Sen beni gömersin diyorum onlara. Haklıyım da. Bizim köyde 70'i geçen dede yok iken 70 üstü dolu nine var. Nine köyü bura. Gece yalnızken uyumamak kendinle flört etmek gibi. Sessiz sessiz beynimle başbaşayım. Yalnız kafamdaki hücreler birbiriyle küsler. Bir abilik/ablalık yapın da barıştıralım şu köftehorları. Bu gece ayaklar baş oldu başlar da ayak. Sağa sola dönüyorum yuvarlanıyorum ters yatıyorum düz yatıyorum fakat uyuyamıyorum. Başucum şaştı. Kafa kola aldı götler oldu baş başlar oldu göt. Göt gibi olduk göt. Ama uyku yok hafız. Neyse a dostlar ekrana bakacak halim kalmadı. Köyün delisinden bugünlük bu kadar.
Dümdüz yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dümdüz yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Temmuz 2013 Perşembe
20 Nisan 2013 Cumartesi
Bardak
Siktiğiminin havası bile normallerin altında ben nasıl üste çıkayım. Dostoyevski dahi reklam metni yazarlarına boyun eğiyor be. Ben ne yapayım. Gelecekten geçmişe gelip gidiyoruz. Ayfonlar ile beraber kablolu telefon devrine geri dönüyoruz. Zart zurt şarjı bitiyor. Etraf kötü çocuk olamayan iyi çocuklarla dolu. Belki de kökten hepimiz kötüyüz. Şarabın romantik ve sofistike imajına sığınıp kibar kadehimi yemek boruma gömüyorum.
Şehrin silueti hamur işi yemekten uçamayan martılar ve insan artığı yemeklerle beslenen hantal köpeklerle dolu. Bugün arzulanan sahnelerin geçmişteki yansımalarını izliyoruz. Bir yığın tenekeden oluşan şilebin daracık boğazdan geçmesini görmezden geliyoruz. İnşaat halindeki Karaköy'ü de öyle. Tepelere çimento heykeller sıkıştırılmış. Denize karışan mazotla, beyni sarsan motor gürültüsü. Vapur fotoğrafçıları 5 mega piksel telefon kameralarıyla harika martı ve siluet fotoğrafları yakalıyor. En kötüsü de belim feci bir şekilde ağrıyor. Yüzüme çarpan hafif rüzgar ve iş günü gündüz uykusuna yatabilecek olmam yüzümü gülümsetiyor. Peki bu koku nereden geliyor? Tüm bu olumsuzluklar bardakla ilgili. Boş ya da dolu olması. Yavrum şu boşalan bardağımı doldur ve yanıma gel sana bir hikaye anlatacağım.
Şehrin silueti hamur işi yemekten uçamayan martılar ve insan artığı yemeklerle beslenen hantal köpeklerle dolu. Bugün arzulanan sahnelerin geçmişteki yansımalarını izliyoruz. Bir yığın tenekeden oluşan şilebin daracık boğazdan geçmesini görmezden geliyoruz. İnşaat halindeki Karaköy'ü de öyle. Tepelere çimento heykeller sıkıştırılmış. Denize karışan mazotla, beyni sarsan motor gürültüsü. Vapur fotoğrafçıları 5 mega piksel telefon kameralarıyla harika martı ve siluet fotoğrafları yakalıyor. En kötüsü de belim feci bir şekilde ağrıyor. Yüzüme çarpan hafif rüzgar ve iş günü gündüz uykusuna yatabilecek olmam yüzümü gülümsetiyor. Peki bu koku nereden geliyor? Tüm bu olumsuzluklar bardakla ilgili. Boş ya da dolu olması. Yavrum şu boşalan bardağımı doldur ve yanıma gel sana bir hikaye anlatacağım.
28 Şubat 2013 Perşembe
Tıh tıh tıh
Ah sıradanlık uf monotonluk kah kısır döngülerle nefesimizi tüketiyoruz. Varlıkları yüzünden değil, bunların sürekli telaffuz edilmesiyle yıpranıyoruz. Kelle, günleri çok sıradan olmakla suçluyor. İnce belli, kısır döngünün içinde boğulup gidiyor. Karışık sembolik hikayecikler ortaya çıkıyor. Eğer çarşamba günü ile 3 sayısını kafanda eşleştirip birleştirmiş isen programlanma işlemin tamamlanmıştır diyor. Sabah otobüsünde sabit duran mutsuz enseler günü nasıl kurtarsam diye düşünüyor. Tamam tamam sabahki uyku sersemliği ya da iş çıkışı yorgunluğu bunu hissettirebilir.
"Yatak sürekli büyüyor küçülüyor. Döşekte bir dev gibiyim, bir kaybolup düşecek gibiyim. Çöp kutusuna dönüşüyor vücudum. Gazete kağıtları ve gofret paketleriyle kaplanıyor her yerim ve sürekli dert dinlerken buluyorum kendimi. Birden masadaki müşteri kalktıktan sonra çöpe atılacak bardak altlığına dönüşüyorum ve ardından çöpe atılıyorum. Çöp konteynırına doğru yolculuk ederkene çöp kardeşlerime kucak açıyorum. Kumbaba sapığı hakkında yazılmış bir manşetinin üzerine düşüyorum. Çöp kutusunda kenara atılmış bir biçimde uykuya dalacakken birilerinin Sporcuyum ahlakımı bozma bak ezerim gibi konuşmalarını duyuyorum". Bu hikayeyi rüyanda kurguladın di mi? Aslında dışarıdan bakıldığında odan buram buram insan ırkı kokmuş. Uyku kokmuş. İnsan gazı, nefes boşluğu ve yağlı kafa kokmuş. Dana gibi uyuyosun. Gofret çöpüyle veya bardak altlığıyla işin yok. Sadece dana gibi uyumuşsun ve çişin gelmiş. Fakat hala sembolik ögelerle örülü bir rüya halinin etkisindesin. Yüzüne soğuk suyu çarpınca aynayla yüzleşiyorsun.
Gün içinde çok kişiyle "iletişime" geçiyoruz. Baz istasyonu gibiyiz. İletişim trafiğimiz yoğun. Kurulan ilişkiler karmaşık. Bir kişiyle dost veya sevgili olurken bir tek onunla özel bir ilişki kurduğunu düşünüyorsan yanılıyor olabilirsin. Bir kişiyle sevgili olurken 150 kişi de beraberinde paket olarak eklenir.
Hadi dostum/sevgilim/aşkım/tavşanım/hacım akşam dışarı çıkıyoruz. Bir 200 kişi de labada lubada onun beraberinde geliyor. Yaptığın işten 500 kişinin haberi oluyor. Yıl dönümünde kız arkadaşına özel bir şey yapmadın diye kız arkadaşının dışında bir de 25 kişilik bir kız konseyine hesap veriyorsun. Tıh tıhlanıp yargılanıyorsun. Biriyle beraber olmaya karar verdiysen 150 kişi üstüne biniyor. Taşmasın bu insanlar bir kaba sığsın diye kenarından kenarından itekliyorsun ki düşmesinler sağa sola. Yanımda hepimize yetecek kadar et ot alkol sevap var kalkın gidiyoruz buradan.
"Yatak sürekli büyüyor küçülüyor. Döşekte bir dev gibiyim, bir kaybolup düşecek gibiyim. Çöp kutusuna dönüşüyor vücudum. Gazete kağıtları ve gofret paketleriyle kaplanıyor her yerim ve sürekli dert dinlerken buluyorum kendimi. Birden masadaki müşteri kalktıktan sonra çöpe atılacak bardak altlığına dönüşüyorum ve ardından çöpe atılıyorum. Çöp konteynırına doğru yolculuk ederkene çöp kardeşlerime kucak açıyorum. Kumbaba sapığı hakkında yazılmış bir manşetinin üzerine düşüyorum. Çöp kutusunda kenara atılmış bir biçimde uykuya dalacakken birilerinin Sporcuyum ahlakımı bozma bak ezerim gibi konuşmalarını duyuyorum". Bu hikayeyi rüyanda kurguladın di mi? Aslında dışarıdan bakıldığında odan buram buram insan ırkı kokmuş. Uyku kokmuş. İnsan gazı, nefes boşluğu ve yağlı kafa kokmuş. Dana gibi uyuyosun. Gofret çöpüyle veya bardak altlığıyla işin yok. Sadece dana gibi uyumuşsun ve çişin gelmiş. Fakat hala sembolik ögelerle örülü bir rüya halinin etkisindesin. Yüzüne soğuk suyu çarpınca aynayla yüzleşiyorsun.
Gün içinde çok kişiyle "iletişime" geçiyoruz. Baz istasyonu gibiyiz. İletişim trafiğimiz yoğun. Kurulan ilişkiler karmaşık. Bir kişiyle dost veya sevgili olurken bir tek onunla özel bir ilişki kurduğunu düşünüyorsan yanılıyor olabilirsin. Bir kişiyle sevgili olurken 150 kişi de beraberinde paket olarak eklenir.
Hadi dostum/sevgilim/aşkım/tavşanım/hacım akşam dışarı çıkıyoruz. Bir 200 kişi de labada lubada onun beraberinde geliyor. Yaptığın işten 500 kişinin haberi oluyor. Yıl dönümünde kız arkadaşına özel bir şey yapmadın diye kız arkadaşının dışında bir de 25 kişilik bir kız konseyine hesap veriyorsun. Tıh tıhlanıp yargılanıyorsun. Biriyle beraber olmaya karar verdiysen 150 kişi üstüne biniyor. Taşmasın bu insanlar bir kaba sığsın diye kenarından kenarından itekliyorsun ki düşmesinler sağa sola. Yanımda hepimize yetecek kadar et ot alkol sevap var kalkın gidiyoruz buradan.
20 Ocak 2013 Pazar
Kıç Üstü Edebiyatı
Büyük sevimsiz bir yer olsun iş olmasın hatta orası bizim de olmasın kimseye hayrı olmadığı gibi yuva bozsun haram olsun. Ya da küçük sevimli bir yerimiz olsun ve burası tamamen bizim olsun yerler parke yerine cesetten olsun her yere bastığımızda yaşamın değerini kavrayalım "oh be hayat varmış" diyelim hep bir ağızdan. Mekanın hemen altı da yatır olsun. Bir dizi dileklerimiz olsun ve hiçbiri gerçekleşmeyecek de olsa yıldızlar bizi beklesin biz ise kazıklara oturup bekleyelim ki hayaller gerçek olsun.
Her bir şeyi bilen adam ol ama lotoyu totoyu bilme neden bilmediğinin farkında olsan da vur kafayı yat sert zemine. Yanlış bilelim doğru oturalım popülerist bayansıları yerelim. Yalan yanlış söyleyip doğru direk konuşalım. Tatlı yiyelim nefret kusalım. Oyuncak ayılara sarılıp iftira misillemesini planlayalım.
Cehennem var deyorlar. Varsın desin denyolar. Ya yaşadığımız dünya bir başka hayattaki yaşamımızın cehennemi ise. Yok yok değil. Şimdiki cehennemi eski şartlar altında düşünmemek gerekir. Artık kazandır, ateştir, zebanidir çok demode kaldı bunlar. Artık telfon tavayı geçtim seramik tavalar, ankastre ocaklar var. O yüzden "modern" cehennem elektronik sistemlere bağlanmış olmalıdır. Dokunmatiği çalışmayan ayfonlar, internete girdiğinde sürekli açılan ama kapanmayan pop-uplar dolu ve manyetiği bozulup seni bistroda yemek yedikten sonra çaresiz bırakan kredi kartlarıyla dolu bir cehennem. Orijinal olmayan windowslar ya da yok yere arıza çıkaran araba bilgisayarları.... Cehennemde pili bitmiş kumandalarımız, bir çubuk şarjı kalmış telefonlarımız ve tek kulaklığı bozulmuş müzik çalarlarımızla ile baş başa kalacağız...
25 Temmuz 2012 Çarşamba
aslansın kaplansın jaguarsın timsahsın
hı hı anladım.evet gayet mantıklı. tabi tabi çok haklısın. dur daha bir şey demedim ya! tavsiyeler boş işler. vakit öldürüyoruz. gelsin, gidelim, kendimizi paketleyip sunalım hazırlayalım ki mahcup olmayalım. mahcup. konu komşuya, çoluk çombalağa, ele aleme, yaradana rabba mahcup olmayalım. edebinle otur. makyajını yap, traşını ol, organını kapat, kusurunu sakla. aa bak orda kir kalmış silsene onu. at koltuğun altına. ev biraz dağınık kusura bakmayın. çok işim vardı vakit ayıramadım. ne iş? ya aslında ben böyle biri değilim. bugün böyle oldu bir dahaki sefere. gene bekleriz.
bunu saymam. şunu sayarım. ya öyle demek istemediğini biliyorum. ha tabi sen de haklısın. bence bu işin sonunu kovalamalısın. bu konu da sen haklısın, iyi demişsin. hak etmiş. bunu kendi istemiş. söyleseydi o zaman! ya zaten su testisi su yolunda kırılır. böyle olacağı başından beri belliydi. zaten ne bekliyordun ki. sen elinden geleni yapmışsın. daha ne yapabilirdin ki? kırmadan söylemişsin işte. biliyorum, biliyorum benim de başıma geldi. abi hep öyle olur,hep böyle olur. seni biliyoruz zaten, sen yapmazsın öyle şey. sen ayrısın ya, sözüm meclisten dışarı. onlar hep öyle, bunlar hep böyle. sırça köşk, kaliteli zaman, kaliteli yaşam, modern hayat, efendi insan, oturaklı kız, görmüş&geçirmiş, görgülü, prezentabıl, nays, uu, beybi, kamon!
BI NKA BI
Paralel evrende kurt adamlar ve vampirler gene amansız bir savaş içindeydi. Ortalık kan gövdeyi götürüyordu. Tabi Beşiktaş halkının bundan hiç mi hiç haberi yoktu. Gece saat 2'yi geçmişti ve aralarındaki savaş gittikçe şiddetleniyordu...
Beşiktaş'ta balık pazarının yanındaki kilisenin çanları gecenin saat 3'ü gibi çalmaya başlamıştı. İşin ilginç tarafı kimseler de bu sese uyanıp tepki vermemişti . Galiba bu sesleri kimseler işitmiyordu. O uyanıp bu sesi duymuştu. Çan seslerini duyuyordu. O sesler bir tılsım gibi onu kendine çekiyordu. Hava biraz serindi. Eşofman altı ve tişörtün üstüne bir de ceket giyip, kapıyı çekti ve sokağa çıktı. Havada tuhaf duygular uçuşuyormuş hissine kapıldı. Kafası karıncalanıyor gibiydi, tanımsız duygular yükselmişti içinde. Mide bulantısı, öfke ve hazzı aynı anda hissediyor gibiydi. Sokakta yürürken sıcak hava ve soğuk havayı beraber yaşıyordu.
Sokakların sadık dostu köpekler dışında kimseler etrafta gözükmüyordu. Sanki sinsi bir hırsız herkesin evine girmiş ve eterle semt sakinlerini bayıltmıştı. Balık pazarına yaklaştığında tok bir yumurta topuk sesiyle irkildi. Arkası dönük, siyah elbiseli bir adam ağır ağır kiliseye doğru yürüyordu. Adama gözükmemek için yolunu değiştirdi. Telefonla arkadaşını aramak istedi. Telefonu cebinden çıkardı fakat, hat çekmiyordu.
Bir an kendine geliyormuş gibi oldu. Eve dönmek istedi. Evin yoluna doğru yürümek için arkasını döndü. Yolunu kaybetmiş hissine kapıldı. Gözü tanıdık binaları tarıyordu fakat etrafta bir tane bina dahi yoktu. Etraf sürrealist bir ressamın tablosuna benziyordu. Omzuna birinin dokunduğunu hissetti...
Paralel evrende kurt adamlar ve vampirler gene amansız bir savaş içindeydi. Ortalık kan gövdeyi götürüyordu. Tabi Beşiktaş halkının bundan hiç haberi yoktu. Gece saat 2'yi geçmişti ve aralarındaki savaş gittikçe şiddetleniyordu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



