Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2013 Pazartesi

Akıllı bıdık

(Uyumadan önce beynime gençlerin sevdiği düşünür Gilles Deleuze şöyle bir uğradı. Uykum da biraz kaçtı açıkçası. Delüz baba aniden çıkıveren "enlarge your penis" reklamı gibi zihnimde belirdi. Yeni model aksakallı dede. İki rüya arası reklam mahiyetinde beliriyor. Delüz babanın da belirttiği gibi, insanların günlük yaşamlarına "boktan bir film karesi veya ucuz bir prodüksiyon" olarak bakar hale gelmesi gece gece içime dert oldu. Günlük hayatın ucuz bir film karesine benzetilmesi fikri yaşadığımız güne lanet okuma hakkımızı iki katına çıktı. Kriterlerimiz değişti. Çıtalar yükseldi. Birey her gün televizyonda ya da internette kendisinden daha güzelini, daha zengini, daha hazırcevap olanı veya daha güçlüsünü görerek tüm egosunu yıprattı. Tüm bu görsellik bolluğu ve imaj bombardımanları çoğu kimseyi daha mütevazı olmaya yanaştırmadı bile. Aksine onları hırslı birer tanrıya dönüştürdü. Bazıları da sürekli olarak kendini kandırırken milyonlarca mükemmel yalancı yarattı.

Direksiyonu kırdık ve cehenneme saptık. Sosyal bir cehennem. Her türlü pazarlığın yapılabileceği bir market yeri.Daha fazla çalıştık, daha fazla içtik ve daha çok kişiyle sikiştik ama ne yaptıysak fayda etmedi. Televizyondaki her zaman bizden bir adım ilerdeydi ve bu bizi kahrediyordu. Sürekli yeni bir seri, yeni bir hedef bizi dürtüp duruyordu. Seri katiller, dahiler, çapkınlar ve girişimci zenginler bize tüyolar vermeye devam etti. Bir banka en güzel nasıl soyulur? Kadınlar ne ister? Kısa yoldan nasıl milyoner olurum? En ukala, ulaşılmaz ve kıvrak zekalı olmak çok da zor değil mi yoksa?



Olası kanser, "terör" ve kazalarda ölmediğimiz sürece tüm bunlar planlanıp sıralara kondu. Söz veriyorum teker teker hepsini gerçekleştireceğim. İlaçlarımı alıp iyi bir vatandaş olacağım. Şefkatli, boklu ve kanlı ellerinizi öpeceğim. Beni eğittin, besledin ve büyüttün. Çünkü böyle olmalıydı. Senin yanında ve birliğinde yer alıyorum. Amin.

Baş belası olma çözüm ol. Kuru olma guru ol. Ev kurma onu dekore et. Çünkü sen en iyisini hak ediyorsun. "Maymun" değiliz ki biz! Bu en büyük savımız. Akıllı evler kurup akıllı çevreler edinmeliyiz. Akıllı akıllı yaşamalıyız. Çöp kutusundan tut meyvesine kadar akıllı olmalı. Aklını başına devşir. Akıllı ol lan! Güzel bir sahne seçip oynamalı ki KanalTürk'te yayınlanan tarihi geçmiş aksiyon filmi olmamalı akıllı insan. En büyüğünden üç boyutlu prodüksiyon olacağım. Her şey net, berrak, kesin ve keskin)

28 Eylül 2012 Cuma

Zombiye övgü

İddia ediyorum korku filmlerinde bulunan vampir, kurt adam, elyın(uzaylı türevi), zombi, hortlak gibi karakterlerin arasından en delikanlısı zombilerdir. Niyetleri açıktır götünü yemek için gelirler. Hiç bir zaman götünü yemeyecek gibi davranmazlar. Sağ gösterip sol vurmazlar.

Vampirler ise niyetlerini açık etmez. Sana güzel bir şarap, harika bir şato ya da romantik bir atmosfer sunup göz ucuyla boynunu süzerler. Kibar hareketleriyle göz boyarlar. Tam sen rahatlamışken hart diye gelip boynunu emerler.

Kurt adamları incelersek onlar da bir insan olurlar bir hayvan olurlar. Karakterleri daha tam olarak yerleşmemiştir. Ergenlik çağındaki çocuk gibidir. Bir büyük insan gibidir bir çocuk gibidir. Adam yerine koyup mu davranacaksın, çocukmuş gibi yaklaşacaksın bilemezsin. Kurt çocuğu sinirlendirmeye gelmez hemen bir kapı çarpar, telefon fırlatır. Bununla oturup iki çift laf edilmez.

Elyın desen zaten ayrı dünyaların insanıyız. Kültür farklı. Adama elini uzatıyorsun dilini çıkarıyor. Adam hayatında tokalaşmamış haliyle kültür şoku yaşıyor. Velhasıl kelam Beyoğlu'nda yanında dolaştırılmaz bu eleman. Milletin karısını kızana sarkar. Yapma etme dersin anlatamazsın iki dil iki insan olsa da ondaki dil kimsede yoktur.

Hortlak dediğin şey çocuk korkutur. Etik değerlere sahip değildir. Dolaptan, kilerden veya yatağın altından çıkar. Tam bir zibididir. Ayrıca yılışıktır, sulu zevzektir. Gürültü yapar, uyku kaçırır, sinsi sinsi kül tablası vazo devirir.

Fakat zombi dosdoğrudur. Götünü yiyeceğini açık eder arkandan iş çevirmez. Ali cengiz oyunları oynamaz. Ağır kanlıdır. Acelesi yoktur kefeni sağlamdır. İçer bu akşam. İçmese bile, Taksim'de "arkadaş biraz sarhoş da kusuruna bakmayın" diyerek yanında dolaştırabilirsin. Lakin saat 4'te Beyoğlu'nda dolaşan bir zombiyi kimse fark etmez. O saatte herkes ya zomdur ya da zombidir. Arada kaynar. Asmalı Mescit'ten çıkan güruhlar zombiden daha zombidir. Nitekim zombi acele etmez. Acele işe şeytan karışır bunu bilir ve buna göre yaşar. Ayrıca zombiler paylaşımcıdır. Kollektif bir yapıya sahiplerdir. Avlarını paylaşırlar. Tüm bu saydığım özellikler zombileri Hollywood korku filmlerinin en delikanlı yaratıkları olduğunu kanıtlamama yeterli olur sanırım. Saygılar.

27 Eylül 2012 Perşembe

Kellede devasa lekeler ve 10 cm uzunluğunda kulak kılları belirmeden önce yapılması gereken şu kadar şey

ölmeden önce gezilmesi, taşaklar sarkmadan önce gidilmesi, gözler bozulmadan önce okunması, hali hazırda kulaklar duyarken dinlenmesi gereken 250 bıdı bıdı. bunlar hep meşakkatli idealar hoş hülyalar ve hedeflenen dehlizler. çünkü bunların hepsini izlemeye kalkarken çaktırmadan zaten ölüyorsun. olayı bu. ölmeye yakın olan garipler hayatları pişmanlıklarla doluymuş hissiyatına kapılır derler. ne lüzumu var şimdi Medine hurmasına dönmüşken bünyeyi bu kadar sorumluluk altına sokmaya. biraz salağa yatıp reçeteli kafa yapıcı ilaçlar ile cennete VIP bilet almak varken neden hala kafayı 40 sene önce sattığın arazinin ucuza gitmiş olmasına takarsın. azrail gelmiş kapıya, siki tutmuşsun hala Leyla'yı tavlayamadım, dükkana pimapen yaptıramadım diye üzülür durursun. geçer. vallahi diyom.

imdb internet sitesindeki top 250 filmi izleyecem diye yemeden içmeden kesilip, saç sakalı dökeni gördüm ve haline üzüldüm. imdb yüzünden ağız tadıyla kötü bir film izleyemez olduk çünkü ne zaman bir film izleyecek olsak istemsiz bir şekilde imdb'yi referans olarak alıyoruz. millet aylarca film çeke dursun ben orada 4.7 oyunu gördüm mü bir daha o yapımın yüzüne bakmam aga. o yüzden tüm film yapımcılarına imdb sitesinin kullanıcılarıyla aralarını sıcak tutmak adına onlara ara sıra likörlü çikolata göndermelerini öneriyorum. bu önerimin aynısının tıpkısını video oyunlarının değerlendirildiği gamespot.com için de söyleyebilirim.

hani olur da bir gün Colin Farrell, Evan Mcgregor ve Nicole Kidman ile beraber bir yerlerde oturur bir şeyler içersem, bana ortak beğendikleri bir filmi tavsiye ettikleri an imdb notu kaç oğlum sen onu söyle rakamlarla gel bana sözünü söylemeye raddesine bir sokak iki bakkal uzaktayım. toplar, bestler bir rahat verin de kafamı dinleyeyim. çıkarken kapıyı da kapatın lütfen. beni zapturapt altına almayın efendim. sana söylüyorum imdb bana tanrıyı oynama!

4 Ocak 2012 Çarşamba

Filmlerdeki Karizmatik Kötücül Karakterler

Özellikle Amerikan ve İngiliz filmlerinde her zaman bir karizmatik kötü karakter yaratılır. Bu kötücül karakter tüm film boyunca milleti tokatlar, millete ayar verir. Fakat biliriz ki filmin sonunda başroldeki iyicil ve asil karakter onu alt edecektir.


Şimdiii, ben özellikle eski çağlarda geçen savaş filmlerini severim kılıçlı, kalkanlı. Fakat bu filmlerin çok klişe bir özelliği vardır ki kaslı, yakışıklı ana karakterimiz her zaman hafif çirkin gibi ama karizmatik kötü karakteri son savaşta ufak yaralar alarak döver, tokatlar ve son noktayı koyar. Bu olay o kadar sık oluyor ki izlediğim tüm filmlerde kötü olarak yansıttıkları tarafı tutuyorum ve hep kaybeden taraf kötüler oluyor. Ya bir kere de sosyal mesajı, ahlaki öğütlerinizi bir kenara bırakıp, şöyle barbar abiler, amcalar iyileri bir paketlese ne hoş olacak.Hayır bir de şimdi barbar olarak gösterilen karakter hep ayı gibi yemek yer, kızlara pandik atar,inançlara saygı duymaz ya da meşe palamuduna tapar ve sırf zevk için kötülük falan yapar. Genelde bu barbarlar ya doğulu olur ya da kuzeyli. Yani demeye çalıştığım bu barbar kimlikler ağırlıklı olarak batı dünyasının dışındakilere atfedilen özelliklerdir. Diğer yandan iyi taraf çağdaştır ve inançlıdır. İyi taraf genellikle batının aklını ve ilmini temsil eder. Ahlaklıdırlar, inançlıdırlar, şekillidirler ve iç dünyaları sürekli yansıtılıp seyirciyle özdeşleştirilmeye çalışılır. Bu karakterlerin babasının Hataylı olduğundan tutun, kayınçosunun Yozgatlı olduğuna kadar biliriz. Ayrıca bu iyicil olan karakterler aşkın değerini bilirler ve filmin gözde pilicini kaparlar.

Konuya şaka gibi başladım ama dev bir film endüstrisi var ve bu endüstride sürekli olarak bir taraf barbar, bir taraf özgürlüğün ve çağdaşlığın savunucusu olarak gösteriliyor. Bu şekilde bariz farklar ortaya koymayan Braveheart ve Troy filmini bu yüzden ayrı bir severim. Roma ve İngiltere artık bizi barbarlardan korumasa daha mı iyi ne.

Son olarak da, Quentin Tarantino bir savaş filmi çekse acaba iyicil olan karakteri zart diye filmin başında öldürtür mü acaba bunu merak ediyorum. Şöyle erdemli, soğukkanlı,soylu ve karizmatik karakterimiz filmin 10.dakikasında haybeye törensiz, ritüelsiz ölse fena mı olur.

18 Ekim 2011 Salı

Sinemayı Hayattan Daha Çok Ciddiye Alan İnsan (Çok Acayipmiş Gibi Uzun Başlık)

Sinema derken torrent ve hemen-izle formatını da konuya dahil ettiğimi belirtmek isterim. Çünkü sinema biz gençler için ne kadar manitayla gidelen sinema salonu demekse bir o kadar da torrentten indirilen filmin kahve ve aşortman eşliğiyle izlencesidir.

İnsan evladı sürekli gelişen, evrimleşen, cinsleşen, depreşen bir canlıdır. Sinema insanı, atkı insanı, sarımsı sayfalı kitap insanı (Yellow Pages'i karıştırma lan!), kemik gözlük insan, drum tütün insan, ince uzun bacak bıyık boğazlı kazak insan, arada renkli giyinirim aklını alırım insan gibi insan çeşitleri birleşti ve yeni bir tür insanı yarattı ' nerden çıksa cevaplarım yetisine sahip olmak isteyen insan'.

Biz gençler iyi güzel yaşıyoruz da, tecrübelerimizin çoğunu görsel yoldan elde ediyoruz. Artık fazla zahmete girmemize gerek yok, aksi gibi buna zamanımızda pek yok. Deneme yanılma yoluyla tüm hayatımız boyunca yanılık (ben uydurdum) bir şekilde dolaşma riski bugünkü şartlarda çok yıpratır bizleri. Her neyse, örneğin bir konu açılıyor atıyorum kürtaj olsun muhabbet hemen "ya festivalde bir film izlemiştim kuzeyli bir yönetmenin çektiği, kızlar yasadışı kürtaj yapıyordu şu şudur bu budur". Konuyu yaşamadan, dinlemeden, biz zaten filmde izleyip öğrenmişiz. Ya insan tabi hayattaki herşeyi tecrübe edemez, ki görseller harika bir araçtır bilgi edinmek için fakat her boka maydanoz olmaya başladık lan. Şimdi ben televizyonu açtığım zaman ya maç izliyorum ya da belgesel.

Belgesel izleye izleye abuk sabuk bir çok konu hakkında fikir sahibi oluyorum. Sırtlanın dişisinin çükü olduğundan tutun ( aman fazla tutmayın), Taiwandaki Taipei 101 binasının depreme hangi materyaller sayesinde dayanıklı olduğuna kadar bilgi sahibi oluyorum. Bizim kuşak anekdot bilgi deposu haline geldi.

Wikipedia gibi siteler sayesinde Japonya'daki böcek dövüşleri hakkında da bilgi alıyorum, Afrikadaki Akan insanları hakkında da. Fakat bu aldığımız bilgileri bize sunulduğu gibi alıyoruz. Gerçi kullanım kılavuzu olmadığı için ben şahsen çok da fazla alıyorum. İstediğim miktar, istediğim aralıklarla alıyorum. Bilgi çöplüğü gibiyiz. Kısa, kısa, parlayıp sönen flaş gibiyiz. Her şeyin içinin boşaltılıp, kenara atıldığı bir çağda, yanıp sönen led ışıkları kadar kişisel bilgeliğimiz.

Anektod gençliği olarak buradan sesleniyorum, bu bilgileri alıp kıçımıza mı sokcaz :). yok lan gene güzel bence tüm bu gerekli gereksiz bilgiler...

3 Ekim 2011 Pazartesi

Bir Zamanlar Anadolu'da

Nuri Bilge Ceylan'ın çekilen her filmine tezcanla izlemeye gidiyorum. Gene bir ödüller almış, gene güzel güzel kareler çekmiştir diyerek.

Neyse, Cumartesi günü yeni filmine gideyim dedim. Bilet aldım daha iki saat var o arada U2 Irish Pub diye bir yer keşfettim ve oturdum. (geç kalınmış bir keşif) Biraz kazık fiyatlara sahip olması ve nakit ödeme zorunluluğunu saymazsak oldukça keyifli bir yer. İyi biraları var. İki tane içtim. Filmde 17.45' de, geldi çattı zaman, Pub'dan zor koparak filme girdim.

Bundan sonraki paragraflar film hakkında 'Söyleme lan oğlum izleyecektim!' içerir;

Şimdi filmin konusu şöyle; bir katil var. ortada evli bir hatun var. arkadaşıyla evli o hatun. onun kocasıyla ile katil arkadaş yani. katil öldürüyor arkadaşını. katil hatunu seviyor şeklinde.(Bu kadar boktan anlatılır bir konu (: ) Tabi film gerçekte bu kadar çabuk akıp gitmiyor. Filmin ilk 1 saati yavaş akmasına rağmen etkileyici bir atmosfere sahip. Olayı çözmeye çalışıyorsun, köyün muhtarına gidiliyor, elektrikler kesiliyor, güzel kareler var kötü bir oyunculuk da göze batmıyor.


Fakat cesedi bulduktan sonra film uzuyor da uzuyor. Doktorun bıyıklarına yakın çekimler, savcının uzun ve gereksiz darlamaları, Yılmaz Erdoğan'ın komik bir karakter mi yoksa 50 yaşlarına yakın dertli emekli olmak isteyen sıradan bir adam mı olduğu çelişkisi izleyeni, telefona mesaj falan gelmiş mi lan acaba düşüncelerine sürüklüyor. Şimdi Nuricim, bu film bir yüzüklerin efendisi olacak bir kurguya sahip değil. Hani ben sanat yapıyorum hacı hayattan kesitler veriyorum desen de izleyen de insan evladı. Belgesel olsa tamam derim aa çok doğal. Gel gelelim, bu bir film. Sıkıntılı sigara içen adamlar izlemek isteyen her otobüs durağında ya da taksi durağında bu görüntüleri izleyebilir. İnsanların düşüncelere dalması için sigarayı uzun uzun körüklemesi de şart değil. Yani film Türk filmleri genelinde iyi bir film fakat, bazı yerler mayıs sıkıntısı verecek kadar uzatılmış. Yahu adam yakalanmış hala hastahaneye gelişini, arabaya binişinden, arabanın gidişinden, hastanenin girişine kadar gösteriyorsun.

Ben bunları söylüyorum da filmi bu kadar itin götüne sokmamdaki bir sebep de Fenerbahçe maçının aynı saate denk gelmesi. Bu çakışma sert sözlerimde büyük bir etken :). Yok bir de 4-2 yenmişiz, kaçırılacak maç değilmiş yav. 3 saat manzara filmi mi olur lan.



Sonuç olarak, filmin büyük bir derdi var desem, yok. Lakin olması da şart değil. 3 Maymun filminden sonra oyuncular da, kurgu da hafif kaldı bence. Ha zaten illa daha iyi olmak zorunda da değil zaten.

Yalnız şunu söylemeden de geçmicem! Ulan! Anadolu'nun ücra köşesi diyorsun bir tek toroslar var ücra köşenin özelliği olarak. Filmde elektrikler kesiliyor. Kırsal yer. Elektrikler sık sık kesiliyor. Ücra köşe ya. Fakat şöyle de bir şey var, Beşiktaş'ta da elektrikler paso kesiliyor, köyde elektriklerin kesilmesi o kadar da geçmişte kalmış bir olay değil yani. Söyleyeyim de ben.

Saygılar...