Zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2013 Perşembe

Çok yaşa demesem ev araba alırdım

Geçen gün arkadaşlarla muhabbet ederken hayatımızda gereksiz gördüğümüz halde geniş yer kaplayan sözler ve ritüellere son verirsek ne kadar vakit kazanmış oluruz diye düşündük. Bakın yine vakit kaybediyoruz. Çok uzun cümle kurmuşum. Her neyse baktık neleri eksiltebiliriz, nereden nasıl kısa keseriz de bol bol zaman biriktiririz dedik. Bir yarım saat konuştuk bunu. Baktık vakit kaybediyoruz konuyu değiştirdik. Sonra baktık yeni muhabbet sarmadı gene eski muhabbete döndük. Bu sırada tekrar vakit kaybettik. Hayatımızdan günaydınları çıkarmış olsaydık çoktan bir yazlık bir de kışlık ev almış olurduk diye düşündük. Hele "çok yaşa sen de gör" leri günlük akışımızdan çıkarsak yat bile alabilecektik. Sonra baktık boş konuşuyoruz koy götüne dedik. Zamanı kazanıp da neremize sokacaz.


(gene sahibini bilmediğim bir fotoğraf. yaşasın korsan paylaşım. bu kare bireyin aymazlığını anlatıyor. belki de sadece erojen bölgelere kırılmış bir çift yumurta. bak şimdi karar veremedim. aha bir vakit kaybı daha!)

Melankolik gibisinden

Gün doğumları ardı sıra değiştikçe zamanın geçtiğini kabul ediyoruz. Bu süreçte vücudumuz yıpranıyor. 18 yaş yeni aldığın bir oyuncak. Tabi bu da eğer şanslıysan. Vücut zımba gibi sıfır kilometre. Bir şeyler için yetkin olabilmenin başlangıcı. 18 yaş yeni açılmış bir teneke peynir ya da yıllanmış bir şarap. Vücut o yıla gelene kadar zor zahmet yetiştirilmiş olsa da açıldıktan sonra hızla çürümeye ve kokuşmaya başlıyor. 18'in üstüne seneler bindikçe vücut arızalar çıkarmaya başlıyor. Kol bacak böbrek mide ciğer kafa. Bedenini hunharca kullanmışsındır. Uzmanların onayladığı kremi cildine boca etsen de fayda etmez. Süreç başlamıştır. Artık oyuncak gözünde değerini yitirmiştir. 2.el ilanını sırtına asıp hafif kamburca yürümeye devam edersin.


(fotoğrafı nereden bulmuştum hatırlamıyorum kusura bakma sahibi)

31 Ağustos 2012 Cuma

Paket program

Beni izlediğim filmden, okuduğum kitaptan, giydiğim pabuçtan tanı ki seninle hiç iletişim kurma zahmetine girmeyeyim. Fark etmeden eskortlara benziyoruz. İnternet sayfalarına en beğendiğimiz özelliklerimizi yazıp müşteriyi bekliyoruz. Temizlik şirketi, mikrodalga, çamaşırhane, yemeksepeti ve hazır yemekler gibi "hazır ahbap" ol benim için. Hmm bu kadınla bu adamla zevklerimiz uyuşuyor o zaman bir arkadaşlık tecrübe edebiliriz. Vaktim yok, zamanım kısıtlı devrinde aceleyle yerine getirilmesi gereken sosyalleşme için mükemmel bir fikir. Yarın öbür gün geriye dönüp bakınca otobüsün kayışını kaç kere kavradığını, oturduğun araba koltuğunun dokusunu ezbere bildiğini fark edecek fakat hali hazırda kazığa oturmuş olacaksın. Trafikte geçen bir ömürde cobragüleryüz otobüslerini insanlardan daha iyi tanıdığını anlayacaksın. Oysa dakikaları, saatleri bir kenara bırakıp cin-tonik yudumlasak zamanın nasıl geçtiğini havanın kararmasından veya güneşin doğmasından anlasak fena mı olurdu... Aslında zamanı hiç hissetmesek daha da iyi. Zaman bir siktir olup gider misin? İşte bunlar hep seks...

14 Ağustos 2012 Salı

Yangın merdiveninden kaçıyorum izimi sürmeyin!

Aylardan Ramazan ayı. Allah'a şükür ve şuku sunmak için mükemmel bir zaman. Elindekilerle yetin, Allah'a şükret ve önünden ye. Az izin, çok iş, maksimum verimlilik. Tüm bu beklentiler motor yağı performansından değil, insan evladından.

Çalışmak yaşamın arasında yapılması gereken bir yan faaliyetken, yaşamak çalışmaktan geriye kalan kısıtlı zamanın arasına sokuşturuverilen "boş" vakittir. Zaten en başından bir kere, çalışmadığın zaman dilimine boş vakitler sözcük öbeğini uygun görmek sıkıntılı bir mantıktır. Herhangi bir iş verenin işim olmadığı vakitler sıkılacağımı düşünmesini istemem. Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.

İzin isteme sıkıntısı. İşe geç gelirsin ayıplanırsın, akşam çalışır ve işten geç çıkarsın yorumsuz, isimsiz, duyarsız geceler. Ya ben 3 gün izin alacaktım da, Allah belamı versin benim, evet, öyle demek istemezdim ama biraz iş dışında bir şeyler yapsam, etsem dedim ben, yani ne haddime biliyorum da. Şüpheli gözler, ee nereye gidiyorsun.

Tatilde ola ki metrobüs etkisini özlersem, diskoya gideceğim. Kalabalık ve sıkışık ortamda elimi,kolumu nereye koyacağımı bilemiyorum. Disko değil gece kulübü!!! Gece kulübü nedir ya, Playboy veri veri private blue night ovv yee beybi kuşağı gibi. Duyan da Heff Hugner'ın VIP konuğu sanacak bizi. Oysa öyle değil bangır bangır Soner Sarıbıdıbıdı çalıyor içerde, duyuyorsun işte. Bağrı açık gömlekliler Redbull-Votka içiyor. Snıff snıfff...Burası güneş kremi kokuyor. Kimi kandırıyorsun...

1 Mayıs 2012 Salı

Kasıyo

Babası da saatçiydi. Zaten babası saatçi olduğu için saatçiydi. Sonuçta saatçiydi. Dedesinin de saatçi olduğu söylenir ama aslen marangozdu. Diğer yandan dedesi illa ki saat kullanıyordur. Vaziyet bu. Saatçiyi açmak için uyandı yüzünü yıkadı çapak, salya ve benzeri gündelik atıkları temizledi. Peynir,ekmek,zeytin üçlüsünü de mideye katarak evden çıktı. Dükkan eve 10 dakikaydı gazete almak için bakkala uğrarsa 12 dakika. Dükkana yürürken öğlen gitmek zorunda olduğu toptancı aklına geldi. Gitti dükkanı açtı. Saatlerine,gözlüklerine bir göz attı. Artık saatçiler traşlı gevur modellerin gözlük reklamlarıyla dolup taşıyordu.Saatleri hiç sevmezdi lakin çok dakik biriydi bu yazının karakteri. Hep insanların neden en az 2 tane saatle (cep telefonu, kol saati)dolaşmayı, neden zamanın tasmasıyla dolaşmak istediklerini anlayamazdı. Her sattığı saatten sonra enayi derdi müşterisine içinden. Ayıptı onun yaptığı da. Duvar saatleri, kol saatleri, cep telefonu saatleri, dekoder saatleri, bilgisayar saatleri, hesap makinesi saatleri, güneş saatleri, kum saatleri, başucu saatleri, cep saatleri... Bu saatler insana boşluk bırakmayıp sürekli çalışıyorlardı ki saatçi işten kaçamıyordu. Saatler her yerde peşindeydi. Otogarda, istasyonda, otobüste.metrobüste... Toptancıya gitmek için dükkanı kapattı. Yoldan geçen bir adam saati sordu, adama kafa atmamak için kendini zor tuttu.Adama dik dik bakarak yoluna devam etti. Akbil bastı, metrobüsün kapıları açıldı millet birbirini itip kakıyordu .Metrobüse binmeye çalışan bir adam kapıdan geçerken omuz attı. Adama bir derdi olup olmadığını sordu adamın annesine gazel yazdı ve yerine oturdu. Kafasını kaldırınca sonraki durak bıdı bıdıdır anonsunu duydu. Durakları yazan ekranın durak isimleri yanında saati de okudu. Saatin 12:34 olduğunu algılamamak için hızla kafasını çevirdi. Birden ayağa kalkıp elini beline götürdü silahını çekti çıkardı ve "herkes şu sikik telefonlarını kapatsın yoksa önüme geleni vururum ki gayet nahoş bir vaziyet olur" diyerek absürd bir uyarıda bulundu. Herkes telaşla telefonlarını çıkarıp kapatmaya çabaladı. İki el ateş sesi duyuldu metrobüste, saati gösteren metrobüs ekranları artık duman tütüyordu. Bir anlığına zamanın dışında olduğunu hissetti. Sonraki durakta kendisini bekleyen polislerin sesini duyunca gülümsedi, hücresinde duvar saati olmamasını talep edecekti.