Şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Duvar kanı örtüler

Sağda solda gördüğüm domates biber beni mutlu eder. Fakat vahşet içimde uyur uyanık bir şekilde tetikte bekliyor. Duvarlar şiddeti örtüler. Etten duvar olur, betondan olur, kerpiçten olur. Engebesiz açık alan ve düzlükler içimdeki şiddeti körükler. Bölgeci ve alancıyım. Bu yönümle en çok köpeklere benzerim. Etrafımı çitle çevirir, huzurla kendimi hapsederim. Ne kadar evcilleşsek de küçük odalarda yırtıcı olmaya devam ederiz. Öldürmeye meyilliyiz. Sen ne için öldürebilirsin?


20 Şubat 2013 Çarşamba

İçimizdeki Blanka

Şiddetin doğuştan insanın genlerinde mi olduğu yoksa zamanla kültürel olarak toplum tarafından mı aktarıldığı mevzusu yüzyıllardır tartışılsa da bu konuda kesin bir yargıya varılamamıştır. Bu mevzuda kesin bir yargıya varmak güç olsa da her halükarda birey kendini hayatının bir bölümünde şiddetli bir olayın ortasında buluverir. Özellikle de erkekler öyle ya da böyle hayatının bir döneminde kendini bir kavganın veya şiddetli bir tartışmanın içinde bulur. Testosteron dediğimiz başına buyruk hormon da buna sebebiyet veren en önemli iç etkenlerden biridir.



Evet hepimiz bir düzine kavgaya tanık olmuşuzdur. Küfürler, tükürükler ve havada uçuşan tehditlerle dolu bir testosteron karnavalı. Filmlerde ve dizilerde de bu kavga dövüş olaylarını çok izlemişizdir. Özellikle aksiyon filmlerindeki kavgalar genellikle çok artistik bir şekilde gerçekleşir. Filmdeki aktör havalı bir cümle kullanıp karizmatik bir hareket yapar sonrasında da muhtelif tekmeler yumruklar bir nehir gibi akar gider. Olaylar çok nettir. Yumruklar hedefi bulur. Filmlerde ve video oyunlarında kim kimin ağzına kaç kere vurdu kim bayıldı uçtu gitti yok oldu hepsi gayet açıktır. Havada uçuşan "ne diyon lan sen" , "mnı goduumuun" veya "sen kimsin lan" gibi sözcük öbekleri yerine "bana bulaştığına pişman olacaksın lanet herif" " veya "sana bu yaptığı ödeteceğim kum torbası" gibi daha öznesi yüklemi yerli yerinde cümleler sarf edilir.

Gerçekte yapılan bir kavga kesinlikle hayal edildiği gibi ya da zihinde kurgulandığı gibi gerçekleşmez. İtmeler, boğaza sarılmalar, yaratıcılıktan uzak küfürler, uçan ayakkabılar, yırtılan gömlekler, gevşeyen tişört yakaları, tekme savururken ayrılan pantolon apış araları, yumruk sallarken koltuk altı yırtılan pardösüler, düşen telefonlar, saçılan bozuk paralar ve daha niceleri. Gerçekte hiç bir zaman tam anlamıyla epik bir kavga yaşanmaz. Bütün gün kıç üstü oturan ya da sırt üstü uzanan bünye kavga anında orantısız adrenalin salgısıyla dolar ve bu adrenalinle ne yapacağı şaşıran kişi hayatında yapmayı hiç düşünmediği enteresan hareketleri eyleme döker. Gerçekleşen kavgalar çok nadir net bir galibiyet ya da mağlubiyetle biter. Kavgalar genellikle "beni ayırmasaydınız onu gömecek idim gömecek" ya da "elimde kalacaktı şerefsizin evladı" gibi tepişme ertesi değerlendirmelerle sona erer. Gerçi iyi ki de böyle sona erer. Kimse kavga ederken kafası gözü yarılsın istemez fakat bunu kendine çok fazla itiraf da etmez. Yiğitliğe bok sürdürmez.



Dediğim gibi kavga ettiğin kişiye net bir ayar verme genelde filmlerde veyahut oyunlarda olur. Gerçekte ise adrenalin kavga sonrası yerini sürekli inip çıkan tuhaf duygulara, gevşeyen kazak yakalarına ve hüzünlü iç hesaplaşmalara bırakır. O yüzden siz iyisi mi filmlerde ve oyunlarda gördüğünüz hareketleri evlerinizde deneyin çünkü dışarıda bir kavga olduğunda ne olduğunu anlamadan birisi yakanıza yapışacak, gözlükler yerlere düşecek ve salyalar akacaktır. Bunların hepsini geçtim kavga da etmeyin. Tekken oynayın, Mortal Kombat oynayın, Street Fighter oynayın. Adamlar oturup o kadar oyun yapmış sen niye kendini yoruyorsun. Sende yani.

4 Ekim 2012 Perşembe

Döner bıçaklarıyla dalalım abi


Aykut Kocaman'ın memleketi Geyve'ye savaş mı açsak yoksa Alex'i transfer etmeye çalışan Coritiba futbol kulübünü ateşe mi versek? Öfkemi dindirmem için bana kan veya kelle lazım. Sakin ol şampiyon.

Savaş çıksa, çatışma olsa, kaos başlasa götümüz tavana vuracak ve öfkemizi biraz dindirecek bir uğraşımız olacak. Güçlü hissetme ihtiyacı, doğuştan gelen(?) şiddet arzumuz ve arada kalmış bir toplumda yaşıyor olmanın bünyeye zerk ettiği öfke savaş çıkıp insanların ölmesinde hiç bir engel görmüyor.

Sabah korna veya alarm sesiyle değil de kendi rızamla uyansam daha iyi bir güne uyanabilirim. Kuş sesi de kabulümdür. Yaşam şartları da bizi bu hale getirmiş olabilir. Ayrıca baskı ve şiddet dolu tarihimizdeki padişahım çok yaşa korkusunu üzerimizden hala atamamış da olabiliriz.

Zaman zaman hepimiz başkalarının siniri zıplatan bokları yesek de şehirlerde resmi kınama tonu olan "tıh tıh tıh" sesi bütün kentte yankılanıyor. Beraber yaşamaktan nefret ettiğin bir dolu insana kin besliyorsun. Fakat herkes aynı dertten şikayetçi. Samimiyet yok, agresiflik var diyorsun. Korna çalıp bağırdığın öndeki şoförün tüm sülalesinden bahsederken samimiyetin dozunu biraz kaçırmış da olabilirsin.

İtibar etmesem de geçen gazetelerin birinde Türk gençlerin Avrupa'daki en öfkeli gençler olduğuna dair bir araştırmanın haberini okumuştum. Doğu kültüründe bu kadar öfkeye sebep olacak öğretiler pek yoktur sanki. Aksine pasif, iç dünyamıza kulak vermemizi tavsiye eden, bu dünyada çok hırs sahibi olmamayı öğütleyen doktrinler mevcuttur. Biz kime çekmişiz ki acaba? Babaya mı anneye mi? En öfkeli toplum olup olmadığımızı bilemem ama ilk 5'e rahat gireriz. Sus lan! Sokakta yürürken dahi gençler arasındaki testosteron hormonunun sebep olduğu gerilimi hissedebilirsiniz. Yabancı kadın bir yazar Türkiye'deki cinsel enerjinin çok yüksek olduğunu söylemişti. Hakkı var. Az sevişmişliğimiz dilimize vurmuş her iki lafın arasında bir am, göt var. Küfürlerimiz çok çeşitli ve hep kadının cinsel organı etrafında dolanıp duruyor. Kısır fuck you, asshole ve motherfucker küfürleri arasında sıkışıp kalan Amerika'nın aksine küfür konusunda hiç bir dalda olmadığımız kadar yaratıcıyız. Bir organa düzinelerce isim bulup, o kelimelerle uyumlu yüzlerce küfür bulmuşuz.

Sırf askerlikten kaytarmak için 4 sene üniversite okuyan genç insan çok oldular bu savaş artık başlamalı şeklindeki ateşli konuşmalarını anlayamadım. Savaşmayı bu kadar istiyorsan ailenle evde akşam yemeğini yedikten sonra Çilek Genç Odası tadında döşenmiş odana gidip masaüstü bilgisayarında Call of Duty ya da WOW benzeri bir oyun oynayabilirsin.

Sen de haklısın. Sabah evden çıkınca kimse çöp suyu akmış asfaltlarda yürüyüp egzoz dumanı yutmak istemez. Ama eminim arkadaşlarının dışarıya fırlamış bağırsaklarına basıp kayıp düşmek de istemezsin. Yaşadığımız yüzyılda sıcak çatışmaya girip cephe savaşı yapan hiç bir devlet belini doğrultamadı. Flight of the conchords'un da dediği gibi "Oh, it's got to be sweet 16's not M-16's". Savaşma çay iç. Ben içtim radyasyon bulaşmadı. Öyle dediler. Ya da çay içme düşmanlarını etkisiz hale getirmek yerine etkili bir içki hazırla kendine.

30 Mart 2012 Cuma

Eser miktarda asilik içerebilir!

Bariz bir şekilde şiddete maruz kalan zindandaki bir mahkum, gardiyanı için muhtemelen kin besliyordur. Dahası, gardiyana zarar vermek istiyordur ve kendisine uygulanan bu şiddet olayına bir son vermek istiyordur. Eğer tabi şiddet görmekten zevk almıyor ise.

Bugünlerden birkaç on yıl önce fiziksel şiddet dışında bir şiddet çeşidi aklımızı fazla meşgul etmiyordu. Soğuk savaşın bize tanıttığı psikolojik şiddet şuan bir çoğumuz tarafından bilinmektedir. En azından fiziksel şiddetin dışında başka şiddet çeşitlerinin de varolabileceğini bilmekteyiz.

Sıkı bir disiplin, katı kurallar, sürekli baskılar ve süregelen haksızlıklar (tüm bu psikolojik şiddet çeşitleri) insanı isyana, hainliğe, tepki vermeye itebilir. Sürekli olarak büyük çocuklardan dayak yiyen bir çocuk, bir gün ya abisine söyler ya da taş/sopa ile büyük çocuklara dalar. Diğer yandan, büyük çocuklar bu küçük çocuğu arada bir tokatlarsa fakat aynı zamanda da küçük çocuğu arada bir pohpohlarsa çocuk büyük bir tepki vermez ve bu dayak durumuna uyum sağlar. Bir araba lastiği ya da lastik top da aynı tepkiyi verir. Topu çok şişirirsen iyi zıplar fakat aynı zamanda taş ve çivi benzeri şeylere karşı dayanıklılığı azalır, patlama ihtimali artar.

O yüzden şişirilen bir lastikte siboptan biraz hava kaçırılır ve patlama ihtimali azaltılır. Bu sayede topumuz veya lastiğimiz daha dayanıklı hale gelir. Bizim için, yönetilen insanlar için de bu durum geçerlidir. Bize verilen ufak tefek ayrıcalıklar bizi mutlu eder, bizim gururumuzu okşar.Bu durum yelkenleri hemen suya indirmemize sebep olur.Bize verilen bu imtiyazlar itiraz etme şiddetimizi azaltır.
Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa ülkelerine verdiği kapitülasyonlar da anlattığım olaya benzer dış politikadaki gerilimi azaltmak içindi. Yani amaç sibobu biraz gevşetip bütünlüğü korumaktı. Keza, Tanzimat Fermanı da Osmanlı'daki isyanların şiddetini azaltmak amacıyla "sibop yöntemi" (hemen isim uydurdum bilimsel oldu)uygulanmıştır.


Ayrıca,yukarda bahsettiğim olayı yaratılan anti-figürler, anti-kahramanlar aracılığıyla da desteklediklerini düşünüyorum. Şöyle ki, yaratılan bir Che figürü haksızlığa uğradığını düşünen, isyanlara koşmak isteyen insanı 'he böyle insanlar var ne güzel' diyerek pasifize edebilir eyleme geçme konusunda duraksatabilir. Şöyle ki,kişi popüler kültürdeki anti-kahramanları izleyerek kendi davasını savununan başkaları da olduğunu düşünür. Bu dünyada yalnız olmadığını, kendi gibi "güzel" insanlar olduğunu var sayar. Kendini yalnız hissetmez, boşluğa düşmez, kendi kendine biriyle ideolojisini dost eder. Yaratılan bir Superman karakteri de iyilerin her zaman kazandığı imajını bize yükler. Bu da bizi mutlu eder. İyinin kazanacağına inanırız güzel bir ahlak ediniriz ve bu şekilde yaşamayı yeğleriz. İsyankar karakterler de aynı endüstri içindedir. Asi bir karakter de ara sıra resmedilir ki, aksi düşüncelere sahip insanlar da kendi kahramanları izleyip rahatlar, refaha erer. Onları bir tüketim malzemesi haline getirirler. O insan gittikçe bir ikona dönüşür ya da bir meta haline getirilip tüketilir.Che örneğinde de olduğu gibi sonradan kişiler Che'nin tişorta basılan bir sakallı adam kafası olduğunu düşünmeye başlayabilir. Bir pazarlama ürünü olarak kullanılan Che'nin sakallı vesikalık resmi bugün baskılı tişort satanların favori resimlerindendir. Meta haline getirdiğimiz karşıt-fikir adamlarının/kadınlarının tüketim malzemesi haline getirilmesi toplumun "karşıt fikirler de yaygınmış o zaman o kadar da bok bir durumda yaşamıyoruz" şeklinde düşünmesine sebep olabilir. İsyan ihtimaline karşı alınan önlemler başarılı olmuşa benziyor.

Dükkanda hiç bir mal satamayan bir esnafın akşam eve gittiğine "Muhteşem Yüzyıl" izleyip vay be ne büyük imparatorluğun torunlarıyız diyerek böbürlenmesi tam da üst tarafta bahsettiğim durumu anlatıyor olabilir. Bizi uyuşturmak, pohpohlamak için her eve dağıtılan medya araçları bizi güçlü, farklı ve mutlu etmek için "muhteşem" bir araçtır. Yaygın ideoloji televizyon aracılığıyla çok kolay yaygınlaştırabileceği gibi aynı zamanda olaylar olduğundan farklı mutlu edici bir şekilde de yansıtılabilir. Neyse şimdi bu konuya girersem çıkması zor.Zaten çok satan atarlı kitaplarının çoğu bu bahsettiğim medyanın yönlendiriciliği konusuna parmak basıyor.

Ya aslında ben bu konu hakkında yazmayacaktım. Geçen Fox Tv'de bir diziye denk geldim ve bana karşılaştığım diğer dizileri anımsattı. Her zaman sakallı, kısık gözle bakan ve siyah pardesü adamların neden her dizide olduğunu merak etmiştim.

Fabrikasyon bir şekilde ceketin üstünde gür,kısa,yeşil tonlarda sakalı ile dikilen kafaların neden her dizide ortaya çıktığı üzerine bir kaç düşünce geliştirmiştim. (Bir de bu adamların bir burundan soluma tribi var ki sorma ağzının ortasına vurasım geliyor görünce bunları) En son aklıma şey geldi. Bu adamlar genelde yasal olmayan işleri onurlu bir şekilde yürüten karakterler oluyorlar. Sanırım devlet çaktırmadan illegal iş yapan adamlara bir övgüde bulunuyor. Sanki bu tip adamların iç pazar ve dış pazarı dengede tutmasını, ekonomiye daha çok katkıda bulunmasını sağlanmaya çalışılıyor gibi bir yayın planı var ortada. Tamam bu tip adamlara özenen kişiler de çok, fakat bu nasıl bir sıfattır ki her dizide namussuz kadına okkalı bir tokat atar. Sonuçta büyük bir cari açığa sahip bir ülkeyiz. Bu tip yasadışı işler cari açıklarımızı mı kapatıyor acep. Hani bizde bu ülkede yaşıyoruz sokakta bu tip adamlar görüyoruz ama pek hoşlanmıyoruz. Neden bu adamları gidip de her dizide izliyoruz onu anlamış değilim. Ülkü ocaklarında bu adamlardan düzinelerce bulabilirsiniz ama gidip de karşısına geçip izlemek istemezsiniz muhtemelen onları. Ama gidip de bu adamları dizide bayıla bayıla izliyorsunuz. Sevdiğim bir kız vardı orospu olmuş kahpe kader diye diye dizilerde dolaşan bu adamların azalarak bitmesini öneriyorum.Yoksa seviyonuz mu lan bu adamları...