Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2012 Pazartesi

belaltı

insan düşünen bir hayvandır, hakkında iyi, güzel çocuktur derler. ya fena bir tip değildir aslında ama düşünen hayvan kısmı üzerine biraz düşündüm. insan evet düşünür, insan evet hayvandır fakat insan genelde seks hakkında düşünür. dikkatinizi çekerim rodin'in düşünen adamı bile cıbıl cıbıl düşünür. insanı hayvandan ayıran özelliği düşünmesidir. insanın seksli düşünmesi bilimin ve teknolojinin ilerlemesine, DNA'ların bir sonraki nesillere aktarılmasına vesile olmuştur. seksli düşünüyorum öyleyse varım. mucit miyim ne. o yüzden bir daha düşündüğünüzde iki kere düşünün. 3 de olur.

6 Temmuz 2012 Cuma

yatak ters yüz oldu

orospuyu tespit ettim. beni takip ediyor. her bir adımımı taklit ediyor, aklımdan geçeni yansıtıyor. pis ucuz bir taklitçi o.git diyorum gitmiyor, bir siktir git diyorum keyfi sonlanıyor,tadı kaçıyor, tuzu kalıyor. katır kutur. hiç bir şeye de hayır demiyor. en rezil hallerini gösteriyor ve bunu yaparken hiç de utanmıyor. önümde giyinip, soyunuyor, sevişiyor. şip şak. tüm özel hayatını gözler önüne seriyor. her yere benle geliyor, içkimden yudumlayınca uyukluyor biraz ama sabahına geri dönüyor. utanmadan bana benzediğini söylüyor. işin kötüsü her gören de beni onla karıştırıyor. çok benziyor muşuz öyle diyorlar. doğuştan kardeşiz, kardeşten de öteyiz. benziyoruz mecburen, söküp atmak olmuyor ki siyam ikizi gibiyiz. ben uyuyor gibi yapıyorum, o uyuyor.rahat. sıcakta terliyor, soğukta üşüyor. ben üşümüyorum. esen rüzgarı duymuyorum o bana rüzgarın estiğini söylüyor. beni köşeye sıkıştırıyor,benzerlerinin sosyal ortamlarına sokuyor, işe getirip,götürüyor, yemek yediriyor.bakmak istemiyorum, gözlerimi açıyor. kim kimin hanesine tecavüz ediyor. ikimiz de geçiciyiz sanırım, ama bazıları beni kalıcı olduğum konusunda ikna etmeye çalışıyorlar. beni arafa, cennete veya cehenneme yollayacaklarını söylüyorlar. o da gelecekmiş. ama genç yüzüyle gelecekmiş.yoğun tatta bir duman var etrafta sen neredesin. hah oradaymışsın! bir an için heyecanlanmıştım sen olmadan ben olamıyorum. eminim ki benim canımı sıkmak istemezdi . ama her Allahın günü karşımda, her sabah uyanıp öylece dikiliyor. yüzünü yıkıyor, çişini yapıyor. bunları yapmasını ben ona söylüyorum yoksa yapacağı yok. kendi başına bir şey yapmaktan aciz. bıraksam altına yapacak. onla kucaklaşmayalı çok oldu. içtiğim zaman onla kaçamak buluşmalar yapıyoruz ama o da bunların kısa süreli olduğunun farkında oluyor ve üzülüyor. inadına ağrılar, sızılar, yorgunluklar üretiyor. benle neden ilgilenmiyorsun diyor. ilgileniyorum tatlım, ilgileniyorum güzelim, her gün seni giydirip gezdiriyorum ya. hani ufak tefek bir şey de değilsin diyorum. gülmüyor. nereye götüreyim seni? eve! ne evi ya zaten tüm gün kapalı alanda oturduk göt üstü! eve lan yorgunum! iyi lan seni eve bırakayım ben biraz dolaşırım. bıktım şu suratsızdan. bir türlü de düşemedi yakamdan. doğduğumdan beri peşimde. amacı nedir niye beni takip ediyor bilemiyorum. beraber büyüdük tamam ama onun büyüyeceği bir büyüklük kalmadı, ama ben hastalıktan mıdır bereketten midir büyümeye devam ediyorum.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Feodal Ceo

Eskiden bir savaşa hazırlanırken neler yapılırdı ? Köylere, kasabalara haber salınırdı eli silah tutan erkekler imparatorluğun/beyliğin ya da artık her ne haltsa yönetim şekli ordusuna asker toplanırdı. İşte bu devletin,milletinin,ümmetin ya da sultanlığın kontrolü altında olan köylerden asker toplanıp düşmana hücum edilirdi. Bu köylerin, derebeylerin,feodal düzenlerin illa ki bir baronu, lordu, yetkili abisi de vardı. İşte bu yetkili abiler krallıkla birlikte savaşa girip girmeme konusunda kararlar dahi verebilecek asker sayılarına sahip olabilirlerdi. Şöyle ki, kralın yardakçısı şu tip bir söz söyleyebilirdi; "Berkecangillerhan derebeyi bizden yana savaşa girmez ise ne yazık ki savaşı kazanamayabiliriz kuzum".

Bu örnekte de gördüğümüz gibi Berkecangillerhan lordu'nun kararları krallığın stratejisinde önemli bir rol oynayabilir. Feodaller, kralın danışmanı olabilirler savaşa kralla beraber omuz omuza girebilirler. Feodaller kralı devirebilir, yeni krallar olabilir ya da kralları yönetebilirler. Magna Carta olaylarına bakarsak görürüz ki, burjuvalar (donsuzlar), baronlar kralın kararlarını derinden etkileyebilir.
Günümüze baktığımızda da bir çok sektörü tekelinde bulunduran çok güçlü şirketler var. Bu şirketleri de baronların sahip olduğu güçlere sahip insanlara benzetiyorum. Eskiden lejyonerlere, askerlere sahip lordlar şimdi fedailere, bodyguardlara, kolluk kuvvetlerine sahipler. İngiltere Fransaya savaş açmaya kalktığında Vodafone, Land Rover gibi ingiliz şirketleri dur arkadaş sen napıyorsun diyip Fransa'ya destek İngiltere'ye köstek olabilir. Bu durumda da İngiltere yok yere daha fazla zarar görebilir. Oysa güzel güzel özel şirketlerini (feodal ceolarını,patronlarını,derneklerini) ikna eden bir İngiltere çok daha bütün ve kuvvetli bir şekilde böyle bir savaşa girebilir gibi sanki. Bu durumda ilerde milletler birliği, ümmetler birliği, kıtalar birliği gibi gelecek dünyanın sistemleri hakkında teoriler olduğu gibi gelecek yeni düzenin şirketler birliği olması da gayet mantıklı bir teori olmuş oluyor. Lakin böyle bir teori hali hazırda var. Zaten yok da demedim. Tezcanlı mısın sen?

4 Nisan 2012 Çarşamba

Elektronik eşyaların pis elektriği

Sanırım hayatımda elektronik bir eşyanın hata vermesi kadar anlık uyuz olduğum başka bir mevzu yoktur. Başıma birçok kıl,yün, tüy olay gelmesine rağmen beni hala en uyuz edebilen olaylar hep hata veren, bozulan elektronik eşyalarla ilgilidir.
Eşyaların üzerinde öyle bir hükmümüz var ki hep çalışmalarını, hiç bir zaman hata vermemelerini bekliyoruz. Her gün çalışan televizyonun bir gün ayarı kaçınca sağını solunu tokatlıyoruz, mesaj çekerken hata veren bir telefonu masaya atıyoruz ya da ne biliyim program yüklerken hata veren bir bilgisayarı yalıyoruz. (oha) Biz eşyalardan üstünüz ve onların sürekli olarak hatasız bir şekilde işlevsel olmalarını bekliyoruz. İşlevini yitirmiş bir eşya artık bizim gözümüzde değerini yitirmiştir. Her eşya işlevi kadar değerlidir. Konuyu saptırmayalım. Ne diyodum he elektronik bir eşyanın verilen komutu yerine getirmemesi çok uyuz bir olaydır nitekim. Fabrikasyon üretilen bir eşyanın hata vermemesi gerekirken hata vermesi insanoğlunu yıkıma uğratır. Sonra teknik servisler, elektronik eşya tamircileri uğraş dur. İnsanlar hatalı olabileceği gibi eşyalar da hatalı olabilir. Üzmeyin onları sevin, şefkat gösterin, öpün, okşayın, üfleyin, ısırın.


Diyeceğim o ki her şeyin elektronik olması bazen insanoğlunu çözümsüz, sıçarken tuvalet kapısının başkası tarafından açılması gibi ortada bırakıyor. Oysa mekanik olsa hart hurt bir çözüm bulunur. Değil mi ama?

30 Mart 2012 Cuma

Eser miktarda asilik içerebilir!

Bariz bir şekilde şiddete maruz kalan zindandaki bir mahkum, gardiyanı için muhtemelen kin besliyordur. Dahası, gardiyana zarar vermek istiyordur ve kendisine uygulanan bu şiddet olayına bir son vermek istiyordur. Eğer tabi şiddet görmekten zevk almıyor ise.

Bugünlerden birkaç on yıl önce fiziksel şiddet dışında bir şiddet çeşidi aklımızı fazla meşgul etmiyordu. Soğuk savaşın bize tanıttığı psikolojik şiddet şuan bir çoğumuz tarafından bilinmektedir. En azından fiziksel şiddetin dışında başka şiddet çeşitlerinin de varolabileceğini bilmekteyiz.

Sıkı bir disiplin, katı kurallar, sürekli baskılar ve süregelen haksızlıklar (tüm bu psikolojik şiddet çeşitleri) insanı isyana, hainliğe, tepki vermeye itebilir. Sürekli olarak büyük çocuklardan dayak yiyen bir çocuk, bir gün ya abisine söyler ya da taş/sopa ile büyük çocuklara dalar. Diğer yandan, büyük çocuklar bu küçük çocuğu arada bir tokatlarsa fakat aynı zamanda da küçük çocuğu arada bir pohpohlarsa çocuk büyük bir tepki vermez ve bu dayak durumuna uyum sağlar. Bir araba lastiği ya da lastik top da aynı tepkiyi verir. Topu çok şişirirsen iyi zıplar fakat aynı zamanda taş ve çivi benzeri şeylere karşı dayanıklılığı azalır, patlama ihtimali artar.

O yüzden şişirilen bir lastikte siboptan biraz hava kaçırılır ve patlama ihtimali azaltılır. Bu sayede topumuz veya lastiğimiz daha dayanıklı hale gelir. Bizim için, yönetilen insanlar için de bu durum geçerlidir. Bize verilen ufak tefek ayrıcalıklar bizi mutlu eder, bizim gururumuzu okşar.Bu durum yelkenleri hemen suya indirmemize sebep olur.Bize verilen bu imtiyazlar itiraz etme şiddetimizi azaltır.
Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa ülkelerine verdiği kapitülasyonlar da anlattığım olaya benzer dış politikadaki gerilimi azaltmak içindi. Yani amaç sibobu biraz gevşetip bütünlüğü korumaktı. Keza, Tanzimat Fermanı da Osmanlı'daki isyanların şiddetini azaltmak amacıyla "sibop yöntemi" (hemen isim uydurdum bilimsel oldu)uygulanmıştır.


Ayrıca,yukarda bahsettiğim olayı yaratılan anti-figürler, anti-kahramanlar aracılığıyla da desteklediklerini düşünüyorum. Şöyle ki, yaratılan bir Che figürü haksızlığa uğradığını düşünen, isyanlara koşmak isteyen insanı 'he böyle insanlar var ne güzel' diyerek pasifize edebilir eyleme geçme konusunda duraksatabilir. Şöyle ki,kişi popüler kültürdeki anti-kahramanları izleyerek kendi davasını savununan başkaları da olduğunu düşünür. Bu dünyada yalnız olmadığını, kendi gibi "güzel" insanlar olduğunu var sayar. Kendini yalnız hissetmez, boşluğa düşmez, kendi kendine biriyle ideolojisini dost eder. Yaratılan bir Superman karakteri de iyilerin her zaman kazandığı imajını bize yükler. Bu da bizi mutlu eder. İyinin kazanacağına inanırız güzel bir ahlak ediniriz ve bu şekilde yaşamayı yeğleriz. İsyankar karakterler de aynı endüstri içindedir. Asi bir karakter de ara sıra resmedilir ki, aksi düşüncelere sahip insanlar da kendi kahramanları izleyip rahatlar, refaha erer. Onları bir tüketim malzemesi haline getirirler. O insan gittikçe bir ikona dönüşür ya da bir meta haline getirilip tüketilir.Che örneğinde de olduğu gibi sonradan kişiler Che'nin tişorta basılan bir sakallı adam kafası olduğunu düşünmeye başlayabilir. Bir pazarlama ürünü olarak kullanılan Che'nin sakallı vesikalık resmi bugün baskılı tişort satanların favori resimlerindendir. Meta haline getirdiğimiz karşıt-fikir adamlarının/kadınlarının tüketim malzemesi haline getirilmesi toplumun "karşıt fikirler de yaygınmış o zaman o kadar da bok bir durumda yaşamıyoruz" şeklinde düşünmesine sebep olabilir. İsyan ihtimaline karşı alınan önlemler başarılı olmuşa benziyor.

Dükkanda hiç bir mal satamayan bir esnafın akşam eve gittiğine "Muhteşem Yüzyıl" izleyip vay be ne büyük imparatorluğun torunlarıyız diyerek böbürlenmesi tam da üst tarafta bahsettiğim durumu anlatıyor olabilir. Bizi uyuşturmak, pohpohlamak için her eve dağıtılan medya araçları bizi güçlü, farklı ve mutlu etmek için "muhteşem" bir araçtır. Yaygın ideoloji televizyon aracılığıyla çok kolay yaygınlaştırabileceği gibi aynı zamanda olaylar olduğundan farklı mutlu edici bir şekilde de yansıtılabilir. Neyse şimdi bu konuya girersem çıkması zor.Zaten çok satan atarlı kitaplarının çoğu bu bahsettiğim medyanın yönlendiriciliği konusuna parmak basıyor.

Ya aslında ben bu konu hakkında yazmayacaktım. Geçen Fox Tv'de bir diziye denk geldim ve bana karşılaştığım diğer dizileri anımsattı. Her zaman sakallı, kısık gözle bakan ve siyah pardesü adamların neden her dizide olduğunu merak etmiştim.

Fabrikasyon bir şekilde ceketin üstünde gür,kısa,yeşil tonlarda sakalı ile dikilen kafaların neden her dizide ortaya çıktığı üzerine bir kaç düşünce geliştirmiştim. (Bir de bu adamların bir burundan soluma tribi var ki sorma ağzının ortasına vurasım geliyor görünce bunları) En son aklıma şey geldi. Bu adamlar genelde yasal olmayan işleri onurlu bir şekilde yürüten karakterler oluyorlar. Sanırım devlet çaktırmadan illegal iş yapan adamlara bir övgüde bulunuyor. Sanki bu tip adamların iç pazar ve dış pazarı dengede tutmasını, ekonomiye daha çok katkıda bulunmasını sağlanmaya çalışılıyor gibi bir yayın planı var ortada. Tamam bu tip adamlara özenen kişiler de çok, fakat bu nasıl bir sıfattır ki her dizide namussuz kadına okkalı bir tokat atar. Sonuçta büyük bir cari açığa sahip bir ülkeyiz. Bu tip yasadışı işler cari açıklarımızı mı kapatıyor acep. Hani bizde bu ülkede yaşıyoruz sokakta bu tip adamlar görüyoruz ama pek hoşlanmıyoruz. Neden bu adamları gidip de her dizide izliyoruz onu anlamış değilim. Ülkü ocaklarında bu adamlardan düzinelerce bulabilirsiniz ama gidip de karşısına geçip izlemek istemezsiniz muhtemelen onları. Ama gidip de bu adamları dizide bayıla bayıla izliyorsunuz. Sevdiğim bir kız vardı orospu olmuş kahpe kader diye diye dizilerde dolaşan bu adamların azalarak bitmesini öneriyorum.Yoksa seviyonuz mu lan bu adamları...

6 Mart 2012 Salı

Distopya ve alışma süreçleri

Son zamanlarda okuduğum distopik romanların, izlediğim film noir(black film)lerin ve yine okuduğum bloglardaki komplo teorilerin de etkisiyle ben de distopik bir bugünde neler yaşadığımızı tahmin etmek istedim.
Zaten her asırda insanların bir çoğu distopik bir hayat çizgisinde yaşıyorlar. Demek istediğim, günün en az 8-9 saati çalışıp geri kalan kısımda işe hazırlık yapılıyor. (Yıkanmak,uyumak,beslenmek,stres atmak).Kişi kendi zamanını dolduracak hiç bir uğraş bulamıyor mu ki başkalarını zengin etmekle didinip duruyor. Bir kere stres atmak diye bir tabir var. Neden kendimizi bu denli büyük streslere sokuyoruz ki. Gün içinde iş dışında bir faaliyet düşünememize sebep olan, bizleri bu aciz duruma sokan gene kendi davranışlarımız değil mi. Sustalı maymun gibi eve gelince tv başına oturmak mı isteğin onu bilemem fakat benim değil.

Çok büyük işler başarmana gerek yok, bir rockstar ya da aktris olmana da lüzum yok. Bizim pasif, aylak,kendi kararımızla yapılan eylemlerinden ziyade verilen görevi yerine getirmeye odaklı oluşumuz, sorgulamaz halde yaşamamız insan doğasına uygun bir hal midir? Demiyorum ki çita gibi antilop peşinde koşalım fakat neden tüm gün Microsoft Office, bilimum Windows,mynet oyunları ve ofis fıkralarına maruz kalalım ki. Bu kadar yaratmayan bir insan dünyası birbirine bir şey satmak dışında ne üretebilir ki? Kim kime nasıl ne pazarlasın nasıl kar etsin (tırnak içinde kar üstüne kar katsın) nasıl işleri büyütsün, nasıl kalife bir profesyonel olayım derdi içindeyiz. Ön görülen kariyer aslında kolayca ulaşılan ve adilce uygulanan bir sistem sayılır. Lise eğitimini tamamladıktan sonra isteğin (çoğunlukla ailenin isteği ve para getirecek işler) doğrultusunda üniversite tercihi.(Tabi tüm bunlar eğitim alacak imkanlara sahipsen) O da bitti arada seminer, eğitim zart zurt. O da kesmedi yüksek lisans, doktora(tercihen yurtdışı) .Şimdi yapma arkadaş bunları diyebilirsin.Dersin de. Yapmadığında ortada kalma riski yüksek, girişimci olmadığın takdirde Beşiktaş Yapı Kredi şubesi kapı önünde boş bir yer var battaniyeni alır oraya kıvrılırsın.
Bazen kafamız atıyor abi ben adaya yerleşicem ben bodrumda ufak, bahçeli bir eve yerleşeceğim gibi çok 'anarşist' davranışlar içinde bulunuyoruz. Bu davranış biçiminde bence özlemi çekilen duygu aylak hayatını kendi elinde tutma isteği. Diğer bir ifadeyle, kişinin kendi zamanlamasını kendi yapma isteğidir. Şimdi adaya gidiyorsun iyi güzel. Fakat gene gidip orada Bim'den alışveriş yapıyorsun. 'Yapma git ağaçtan topla!' dersiniz. O seçenek zaten ucube olarak kenara itilmiş durumda. Bu tip kendi aylaklığını kontrol etmek isteyen insanlara çok pis kıl oluyoruz ve içten içe de kıskanıyoruz onları. Adam illa ki Robinson Cruise gibi yaşamak zorundaymış gibi bir hava yaratıyoruz. Adam/kadın en güzelini yapıyor işte kaçabildiği zorunlulukların hepsinden kaçıyor, daha ne yapsın.

Tüm bunlar insanın yaşadığı ortamda tatmin olmadığı, istediği gıdaya ya da istediği konaklama alanına ulaşamadığı distopik bir düzen içinde yaşadığını gösteren ufak örneklerdendir.
Son zamanlarda özellikle internet ortamında tekrar alevlenen ve konuşulan Mason-İlluminati-Şeytani semboller konuları var. Bunların hepsini okuyup ürküyoruz(Tüyler diken diken). Tüm bu semboller bütününe çok şaşırıyoruz ve hatta halimize üzülüyoruz. Anam hemen farkında olayım da Lady Gaga şeytani sembolleriyle beni etkilemesin diye hazırlıklarda bulunuyoruz, bilinç bilinç oluyoruz. Hepsini geçtim de neden 10 saat mesai + fazladan mesai+belki hafta sonu da çalışan insan, plastik kokan suya, elektrik faturasıdan pay alan Trt'ye ya da ne biliyim zemin kat dairede 1000 lira vererek yaşamaya neden bu denli öfkelenmiyorsun ya da üzülmüyorsun? Asıl ürkütücü şeyler bunlar gibi. Çünkü varlığından, bugününden gayet emin olunan, yaşanan zamanlar bunlar. Gerçi blog yazmak falan güzel lan.